
Sultan I. Murad, 1326 yılında Bursa’da doğdu. Babası Orhan Gazi, annesi ise Yarhisar Tekfuru’nun kızı Nilüfer Hatun’dur (asıl adıyla Holofira). Uzun boylu, yuvarlak yüzlü ve iri burunlu olan Sultan Murad, kalın ve adaleli bir vücuda sahipti. Başına Mevlevî sikkesi üzerine sarılı destarlı bir başlık takar, sade giyinir ve kırmızı zeminli beyaz kıyafetlerden hoşlanırdı.
İlk eğitimini annesi Nilüfer Hatun'dan aldı. Daha sonra Bursa’da medreselere devam ederek, devrin ilim ve sanat adamlarıyla çalıştı. Nazik, sevecen ve halim selim bir kişiliğe sahipti. Âlimlere ve sanatkârlara saygı gösterir, yoksullara merhametle yaklaşırdı. Büyük bir asker ve devlet adamı olarak tanındı.
Halkı ve askerleri tarafından çok sevilen Sultan Murad, birçok unvanla anılmıştır:
Hüdâvendigâr (mücâhid, kahraman hükümdar)
Sultânü’l-guzât ve’l-mücâhidîn (gazilerin ve mücahitlerin sultanı)
Melikü’l-meşâyıh (mürşidlerin sultanı)
Es-sultânü’l-adl (adaletli sultan)
Ebu’l-feth (fetihlerin babası)
Leysü’l-İslâm (İslam’ın arslanı)
Sultan I. Murad, Anadolu’da kısa sürede düzeni sağladıktan sonra yönünü Rumeli’ye çevirdi. Fütuhatlar Avrupa’ya yayıldı. İslâm hukukuna uygun olarak ganimetlerin beşte birini devlete ayıran Pençik Sistemini uygulamaya koydu. Yeni fethedilen yerlerde Osmanlı teşkilatını kurarak herkesin huzur ve güven içinde yaşamasını sağladı.
Osmanlı’nın Avrupa’daki ilerleyişinden endişe eden Hristiyan devletler, 60–100 bin kişilik bir haçlı ordusu topladı. Sultan Murad, Hacı İlbey komutasındaki sadece 4 bin kişilik kuvvetle haçlıları gece baskınıyla yendi. Haçlı ordusu büyük bir hezimet yaşadı. Bu zafer sonrası Osmanlı’nın başkenti Bursa’dan Edirne’ye taşındı.
Priştine yakınlarında yapılan savaşta Osmanlı ordusu 60 bin, haçlı kuvvetleri ise yaklaşık 150 bin kişiydi. Sultan Murad, oğlu Yıldırım Bayezid ve Yakup Çelebi ile birlikte savaş meydanına çıktı.
Berât Gecesi'ne denk gelen savaş öncesi Sultan Murad şu duayı etti:
“Yâ Rabbî! Beni kurban et, ama mümin askerlerime zafer nasip eyle. Eğer İslam’ın galibiyeti benim şehit olmama bağlıysa, ruhumu feda etmeye hazırım...”
Yağmur yağdı, rüzgar kesildi ve Osmanlı ordusu büyük bir moral buldu. Savaş sabahı Sultan Murad, askerlerine şu tarihi konuşmayı yaptı:
“Yiğitlerim! Bugün gayret ve hamiyet günüdür. Şanlı zaferimiz bütün Rumeli’de İslam’ın yücelmesine vesile olacaktır. Gelin, Allah sadalarıyla hücum edin!”
Sekiz saat süren savaşta Osmanlı ordusu büyük bir zafer kazandı. Savaş sonrası meydanı gezen Sultan Murad, bir Sırp asilzadesi (Milos Obiliç) tarafından hançerlenerek şehit edildi. Böylece duası kabul olmuş oldu.
“İslam’ın zaferi, benim şehit olmama bağlıysa... Hamdolsun Rabbime! Ben artık sizleri ve devletimi Allah’a emanet ediyorum...”
Sultan Murad’ın iç organları, şehit düştüğü Kosova sahrasına gömülmüş ve buraya “Meşhed-i Hüdâvendigâr” adı verilmiştir. Asıl naaşı ise Bursa Çekirge’deki külliyesinde toprağa verilmiştir. Bu iki türbe de Osmanlı tarihine damga vurmuş mimari ve manevi miraslardandır.
Sultan Murad, şer’i kanunları titizlikle uygular, ani kararlarıyla savaş alanlarında başarı sağlardı. Âlim ve meşayıha büyük saygı gösterirdi. Anadolu beyliklerine karşı da sabırlı ve birleştirici bir politika izledi. Kardeşlik ve birlik esaslı bir anlayışla hareket etti.
Bizans tarihçisi Halkondil, Sultan Murad için şu sözleri söylemiştir:
“Otuz yedi savaşı bizzat yönetti ve her birinden zaferle çıktı. Mükemmel bir disiplin ve yönetim anlayışına sahipti.”
Saltanatı: 1360 – 1389
Savaş sayısı: 37
Toprak artışı: 95.000 km² → 500.000 km²
Başarıları: Rumeli’yi Türk yurdu haline getirmesi, Osmanlı’yı imparatorluk seviyesine taşıması.
Sultan I. Murad, kısa sürede beylikten imparatorluğa dönüşen Osmanlı Devleti’nin temel taşlarını döşedi. Avrupa'nın içlerine kadar uzanan fetihleriyle hem bir cihangir hem de İslam’ın kılıcı oldu. Ardında bir milletin duasını, bir coğrafyanın huzurunu ve tarihî bir mirası bıraktı.
