Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh), Resûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğunu işitmiştir: “Cimri ile infâk eden (cömert kimsen)in meseli (hâli), üzerlerinde memelerinden köprücük kemiklerine kadar demirden birer cübbeleri bulunan iki kişinin meseli (durumu) gibidir. Cömert kişi infak etmeye davranınca, muhakkak demir cübbe cildi üzerinde tâ ayak parmaklarını örtecek ve ayak izlerini silecek kadar uzar yahut bollanır. Cimri kişiye gelince, o herhangi bir şey infak etmek isteyince muhakkak demir cübbenin her bir halkası kendi yerine yapışır. O kişi bu dar cübbeyi genişletmeye çalışır, fakat o genişlemez.” (Buharî, Zekât 29)
Hadîs-i Şerîfin Îzâhı
Hadîs-i şerîf, sadakanın ve fakirleri yedirip, içirip, giydirmenin fazîletini beyan ederek bu hususta cömert ile cimrinin ruh hâllerini güzel bir benzetme şekliyle anlatmaktadır.
Şöyle ki; cömert, muhtaçlara yardım etmekle gönlünde bir rahatlık ve sevinç duyar. Bunun vermiş olduğu iç açıklığını ve hazzı tâ parmaklarına kadar bütün vücudunu kapladığını hisseder ve cömertlik onun rûhî ve haricî bütün ayıplarını tamamen örter.
Cimri ise fakir ve muhtaçlara karşı katı yürekli olmakla beraber, gönlünde yaratılışından bir merhamet duygusu varken cimriliği ağır basarak bu fıtrî duyguya galip gelir. İşte gönlündeki bu iki zıt düşünceden dolayı devamlı ızdırap çekmekte ve gönlü daralmaktadır.
Peygamber (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’in ifade buyurdukları gibi, ruhunun bu hâli cimriyi baştan ayağa kadar cendere içindeymiş gibi sıkıştırır, bir fakire yardım edip bu sıkıntıdan kurtulmayı başaramaz.
İktibâs: Delîlü’s-Sâlikîn, 1/260-261.



